Gamze’nin pozitif dogum hikayesi🙏💫

Gamze’nin pozitif dogum hikayesi🙏💫
Ve Alin geldi...Bizi çok bekletti fakat vardı bence bir bildiği. Ateş böceği ilk doğumumda 39. Haftada hayatımıza katılmaya karar vermişti, o yüzden 39. hafta itibariyle Alin’i de beklemeye başladık. Fakat her gittiğim kontrolde aynı şeyleri duyuyordum. Sancı yok, açılma yok, bebek aşağıya inmemiş, hiçbir doğum belirtisi yok. Doktorum Figen Hanım, yine de iki saat içinde bile herşey değişebilir, eli kulağındadır diyerek bizi yolluyordu. 40+0 olunca artık sabırsızlanmaya başladım. 9 ay 10 gün bittiginde nerede kaldı bu Alin diye günde yaklaşık 25 telefon alınca da, sanki bebeğim bu dünyaya gelmek için geç kalmış psikolojisine girdim. Sezaryen istesem hiç sıkıntı yoktu fakat doğal doğuma mental olarak bu kadar hazırlanmış , Yansı’dan doğuma hazırlık eğitimi almış ve ilk doğumumun aksine epidural istemediğime kesin karar vermişken, Alin sezeryan ile dünyaya gelmemeliydi. Dünya Sağlık örgütü 42. Haftaya kadar bebeklerin dünyaya gelmemesini normal karşılıyordu evet ama ben Türkiye’de yaşıyordum. Bunu ailem dahil herkese anlatmak gibi bir misyon da binmişti üzerime. Okuyarak, doula Yansı ile konuşarak 38-42 hafta arasında süren tüm hamileliklerin normal olduğunu artık biliyordum ama yine de günde yaklaşık 25 telefon , 50 mesaj ile Alin’in nerede kaldığını soran eşe dosta açıklama yaparken kötü hissediyordum. Tıbbi müdahalesiz doğumu çok istiyordum. Artık 40. Haftada doğal müdahelelere başladık. günde 8-9 km yürümeye başladım Alin aşağıya düşsün Olmadı... Doula Yansı ile akupres noktalarını çalıştık...Yine olmadı. Acı ve baharatlı gıdaların doğumu tetiklediğini biliyordum. Bu da olmadı. Sonra akupunkturun doğumlarda kullanıldığı aklıma geldi ve soluğu çok güvendiğim Can Bey’de aldım. Olmadı, olmadı, olmadı ...Bir yandan Yansı’nın dediği gibi geceleri pilates topu üzerinde oturup durmadan yuvarlak çiziyordum. Vücut gevşemeli, oksitosin salgılamalıydı ki doğum başlasın. Komedi filmi izlemek , İstanbul’da sevdiğim yerlere gitmek , sevdiğim insanlarla buluşmak, küvette sıcak su içinde yatmak, ilişki... hepsini denedim, olmadı ...42. Haftaya gelmiştik. Doktor cuma günü yatışını yapalım ve suni sancı ile deneyelim artık deyince hiç istemeyerek kabul ettim. Yansı hastalanmıştı ve doğumuma gelemeyecekti... Hiçbirşey planlandığı gibi gitmiyordu. Yansı bir doula arkadaşını ayarlayabileceğini söyledi ama tanımadığım biri ile doğum sürecine girmek bana çok sevimsiz gelmişti . Yine de istemeyerek başka bir doulayı kabul ettim. İyi ki istemem dememişim ki Damla ile tanışabildim. Hastaneye gittik, parmak açıklık vardı. Biz yerleşirken doula Damla geldi ve odayı süslemeye yardım etmeye başladı. Tam olarak ne yapacağını bilmiyordum Damla’nın. Fakat güven verici tavırları sayesinde kendimi teslim ettim. Nst ye bağlandım ve tabi ki hiç sancı yoktu. Sabah 10’da suni sancı başlatıldı ve sancıları öğlene kadar hiç hissetmedim. Müzik açıp, muhabbet edip, kameralara poz verip damla ile vakit geçirdik. Fotoğrafçı Burcu ve Ayça da bizimleydi artık.Nevzat ve annem endişeli görünüyordu.Yavaş yavaş sancılar şiddetlenmeye başladı ve Damla mental olarak artık kendimi doğuma vermem gerektiğini söyleyip, odada yalnız kalmamız gerektiğini söyledi. Figen hanım kontrolünde, bebek hala yukarıdaydı ve hiç açılma yoktu. Ebe gelip doğumhaneye alacağız seni, suyunu patlatacağız diyerek tekerlekli sandalyeye oturtmak istedi .Yürüyüp 9 kat çıkmak istediğimi söyleyince gülüp hastane politikasına aykırı dediler.Bebek gerçekten çok çok yukarıda idi. Ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Normal doğuma o kadar hazırdım ki, sezeryan benim için asla yaşamamam gereken bir yöntemdi. Yogalar, meditasyonlar, içsel Doğum çalışmaları, nefes egzersizleri , pozitif Doğum hikayeleri ve bebek aşağıya insin diye onca çaba, akupunkturlar, akupres, perine masajları. Ben gerçekten hazırdım ama sanki herşey ters gidiyordu. Doğal Doğum diye ısrar ettikçe, doğa bana kafa tutuyordu.Doğumhaneden çıkarılıp odama getirildiğimde Damla ile yalnızdık. Damla suratımdan anlamış olmalı ki, ne oldu diye sordu. “Sezeryan olmak istemiyorum”diye ağlamaya başladım tekrar. Damla da benim toparlanmam için birlikte yapabileceğimizi hissettirerek, cesaretlendirdi.Yataktan kaldırıp pilates topuna aldı ve bebeğin inmesi için hareketlere başladık. Suyum patlatılınca sancılar daha şiddetli bir hal almıştı . Squat yapıyor, yorulunca pilates topu üzerine geçiyor, sancı geldiği an da uygun pozisyon alıp “odaklanmamış farkındalık “ yapıyor Yansı’nın öğrettiği nefesleri kullanıyordum. Sancılar gitgide şiddetlendi. Ve biz birsürü hareket denedikten sonra bana en iyi gelen hareketi bulduk ... Sancı aralarında muhabbet ediyor, squat yapıyor , sancı geldiği an pilates topuna yatıyordum ve Damla kalçamın iki yanından var gücü ile bastırıyordu. Ve sancı şiddeti enteresan bir şekilde yarıya iniyordu. Saatleri böyle geçirdik. Arada Nevzat, annem ve Ayça girip çıkıyordu ama herkes bana özel bir alan yaratmak konusunda çok saygılıydı tam istediğim gibi. Tek sıkıntı beni sık nst ye bağlamak istemeleriydi , suni verdikleri için bebeğin kalp atışlarını kontrol etmek istiyorlardı . Ve ben nst ye bağlı yatmaktan nefret ediyordum. Bir süre sonra inanılmaz mide bulantısı çekmeye başladım , gördüm ki bu Damla’yı rahatlattı. Enerji olsun diye içtiğim tüm kompostoyu çıkardım. Bu bebeğin aşağıya indiğinin bir göstergesiydi.Kustuğum ve sancı çektiğim için bu kadar mutlu olacağımı tahmin etmezdim.Rahim kasılması için bir iğnenin yapılması ile doğum farklı bir boyuta geçti.Çünkü ben çılgınlar gibi terliyor ve aynı zamanda çok üşüyordum. Artık daha zor bir sürece girmiştik. Damla “Duşa girmek ister misin?” diye sorunca o kadar sevindim ki...Doğum anına kadar sıcak su altında kalabilirdim, o kadar iyi gelmişti. Ama tansiyonumun düşmesinden korkup çıkardılar . Artık sancılar oldukça güçlüydü. Sona yaklaştığımızı hissediyordum. Damlanın Işık’ları kapatıp masaj yaptığını ve odaya eşimi aldığını hatırlıyorum.. Yaklaşık 10 saattir suni sancı alıyordum. Normalde suni sancı alınan doğumların 4-5 saatte bittiği söylense de benim doğumum pek öyle olmamıştı. Ama o kadar mutluydum ki o sancıları yaşadığım için. Bu bebek geliyor demekti. Son 1.5 saatimi Işık’lar kapalı, acıyı kabullenerek geçirdim. Doktor son kez odaya gelip kontrol ettiğinde “ Bebek geliyor ! “ diye koşarak odadan çıktı.Doğumhaneye yoğun sancılar eşliğinde girdim. Ve Figen hoca, sancın varsa lütfen kaçırma ıkın dedi. İlkinde beceremesem de, 2.ıkınmada çok iyi gidiyorsun sakın bırakma diye haykırdığını duydum. Nasıl yani ? Bu kadar kolay mı olacaktı diye düşünürken Alin’i kucağıma koyuverdiler. Ne olduğunu bile anlamamıştım. 11 saatlik engebeli sancı aşamasından sonra doğum 5 dakikada bitmişti. Ben nasıl ıkınacağım derken Damla bunun üzerinde hiç durmamış ve vücudun hatırlayacak, daha önce de yapmıştın demişti. Doğum sırasında ayni şeyi doktor da söyledi ve aslında tam da söyledikleri gibi oldu. Üstelik epizyotomisiz ufak bir yırtık ile Alin çıkıvermişti. Tüm isteklerimi yerine getirildi. Kordonu geç kesildi, silinmeden kucağıma verildi, ve o an emzirmeye başladım, “Neden bu kadar geç kaldın sen Dodi” dedim ve o yalnızca sakin sakin baktı “ Ne acelemiz vardı ki? “ der gibi... Artık bitmişti ve hikaye istediğim gibi bitmişti...

O kadar doğru bir ekip vardı ki etrafımda ve o kadar kararlıydım ki ben başka türlü bitmesinin imkanı yoktu aslında. Mutlu bir sondu benim için ya da mutlu bir başlangıç... Ama Damlasız, Yansısız, Nevzatsız, annem olmadan , Ayça/Plamen gelmeden, Figen hanım yerine başka bir doktor ile, Can beyin enerji akışları olmaksızın bu kadar keyifli ve pozitif bir hikaye olur muydu ? Alin yine kollarımda olurdu fakat başka bir hikaye ile.

İLETİŞİM


0 532 566 93 60

yansubasi@hotmail.com

SOSYAL MEDYA